|
KÖYÜMÜN (ŞORIZBAH) ESKİ BAYRAMLARI Bayram heyecanı büyüklerde olduğu gibi biz çocuklarda da (o günlerin çocukları) birkaç gün öncesinden başlardı. Yeni elbiselerimiz ailenin durumuna göre sadece bayramlarda alınırdı. Bayramların her ikisinde de ayrı ayrı elbise almak herkese nasip olmazdı. Çoğu defa Ramazan Bayramında alınan elbiseler onu takip eden Kurban Bayramında giyilmek üzere bayram akşamı katlanır ve ninemizin sandığında saklanırdı. Babalarımız genelde arefe günü bayramlık elbise ve şeker almak üzere Estel’e giderdi. Bizler de tarifi imkânsız bir heyecan ve sevinç ile babamızın dönüşünü beklerdik. Aldığı elbiselerin ebatı, markası veya kaliteliliği bizi ilgilendirmezdi. Önemli olan yeni bir elbisenin alınmasıydı. Gurbette yakın bir akrabası olanlar da çoğu zaman bayramlıklarını onlardan temin ederdi. Arefe günü ikindi namazını müteakip köyün bütün çocukları mezarlıklara akın ederdik. Mezarlıklardaki o çiçeklerin (rıncıs) ihtişamı, kokusu ve mehabeti insanı alır başka buudlara taşırdı… Hele hele bayram günü sabah namazından sonraki mezarlık, havasıyla, sükunetiyle, rıncıs çiçeklerinden etrafa tüllenen kokusuyla ve bağrında taşıdığı atalarımızla bir cennet köşesinden farksızdı. Mezarlığın kapısından ilk girişte hissettiğim duyguların aynısını kabeyle ve kabeye komşu olan Cennetu’l-baki’ ile ilk kucaklaştığım anda yıllar sonra nasip olmuştu ancak. Mezarlıkları yasin okuyup dua etmek üzere ziyaret edenlerin yollarını gözlerdik. Kimin hangi kalite ve bollukta şeker dağıtacağını adeta ezberlemiştik. Hele şehirden Bir araba mezarlıklara yanaşmayadursun adeta ona hücum ederdik. Sakin olun çocuklar! Yoksa size dağıtmam! Beni ezeceksiniz! Bağrışmalar ve mezarlığın girişinde toz bulutları… Ve nihayet bayram akşamı. Ninelerimiz başta kız çocuklarına olmak üzere biz erkek çocukların ellerine de kına yakar, ellerimize birer çorap geçirir ve hemen uyumamız için bize telkinde bulunurdu. Sabah erkenden uyanır uyanmaz, bizleri alır el ve yüzlerimizi yıkardı. Yıkanan ellerimizdeki kızıllığı gördüğümüzde keyfimize diyecek olmazdı. Acele bir şekilde giyindikten sonra kendimizi dışarı atardık. Büyüklerimiz camide hep beraber Tekbir getirirdi. Tekbir sesleri minarelerdeki hoparlörlerden dışarı verildiği için her yanı bir bayram coşkusu ve manevi hava kaplardı. Aman Allah’ım! Ne inanılmaz bir haz? Ne biçim bir mutluluk! Köy yollarında ve meydanlarda zerre miktar beton olmamasına rağmen her yer pırıl pırıldı. Tezek kokuları bugün bir başka geliyordu bizlere. “Zebok”deki (yokuş) bekleyişimiz büyüklerimizin bayram namazını bitirene dek sürerdi. Bu bekleyişin bir dakikası bize bir gün kadar uzun gelirdi. Zira Namaz bitmeden bayram başlamış sayılmazdı. Ve işte beyaz fistan(gıllabiye) giymiş aksakallı yaşlı dedelerimiz, babalarımız ve diğer akrabalarımız çıkıyorlar camiden! Her birinin elini teker teker öper alnımıza koyardık. Bizlere kimin bayram harçlığı verebileceğini ve bu harçlığın miktarını önceden tahmin ederdik. Çoğu zaman bu tahminlerimizde de yanılmazdık. Bayram kutlamasına en yakın evden başlardık. Hemen hemen her evde muhakkak yemekler hazırlanır ve bir yer sofrası kurulurdu. Bu sofrada bulgur (bırğıl), et (lahmê), kayısı kompostosu (mışmışiyyê) yer alırdı. Maddi durumu iyi olmayanlar ise et yerine tereyağında yumurta (bayzat mıkliyiyn) kızartır, bulgurun üzerine koyardı. Çocuk olmamıza rağmen her evde yemek için içeriye davet edilirdik ama biz vakit kaybetmemek için hiçbir evde yemek yemezdik Ancak çok yakın akrabalarımız çoğu zaman ellerine yemek tabağını alır elimize bir kaşık verir ve ayakta dahi olsa yememiz için ısrar ederlerdi. Birbirimizle şeker toplama yarışına girerdik. Girdiğimiz evlere ‘id lımbarık ’aleykın derdik. Genelde evin yaşlı annesi bizlere ‘aleykın u ‘ala ıhutkın u ala kımıl lılıkın, ıt ‘ayduvn hel ‘id u kıl ‘id der bize şeker uzatırdı. Şekerimizi alır almaz ‘halef Allah aleykın diyerek soluğu kapıda alırdık. Öğle ezanı okununca köyün girişindeki ağaçlık yere (beyn-e’d devm) giderdik. Panayır alanını andıran bu yerde bayram harçlıklarımızın bir kısmını harcar güler oynar ve hoşça vakit geçirirdik. Köyün genç kız ve erkekleri birbirlerine bakışır çocukların aracılığıyla birbirlerine mesaj yollar ve yeni aşkların tohumları atılırdı. İkindi vaktine dek burada vakit geçirir evin yolunu tutardık. Evde topladığımız şeker torbasını yere döker güzel ve normal (hamız hılu) şekerleri birbirinden ayıklardık. Şekerimizin büyük bir kısmı (%75 ) hamız hılu diğer kısmı da (%25) başka türden yani çikolatalı (sıkkar lırcel) oluşurdu. Akşamleyin o yorgun bedenlerimizi yün döşeklere atar ve gelecek bayramın hayaliyle tatlı bir uykuya dalardık. Hey gidi eski günler hey!... Mehmet AK
|
Yorumlar
maşallah maşallah Alıntı
yüreğine sağlık çok güzel anlattın bi an kendimi eski bayramlarda hissettim seni seviyorum yeni yazıları okuyalım inş Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.